ALLAH NEDEN Mİ VAR?
Merhabalar sevgili dostlarım.
Bu yazımda size, Allah'ın varlığına dair delilleri sunacağım. Bu deliller, teizmin neden diğerki inanç türlerinden daha mantıklı ve savunulması daha kolay bir pozisyonda olduğunu açıklayacak. Bunun yanında, bu yazıyı yazmama beni teşfik eden psikoloğuma çok teşekkür ederim. O halde delillerimize geçelim.
KELAMIN KOZMOLOJİK DELİLİ
"Neden bir şeyler var?" sorusu birçok kişinin kafasını karıştırmıştır diye düşünüyorum. Kozmolojik delile göre bu evrenin bir açıklamaya ihtiyacı vardır ve evren, kendi açıklamasını kendi içinde barındırmaz.
Evrenin açıklaması ancak kendi varlığı hiçbir şeye bağlı olmayan zorunlu bir varlık ile yapılabilir ki, bu varlığa Allah denilmektedir. Aslında kozmolojik delil, tek bir şekilde formüle edilen bir delil değildir; daha ziyade kozmolojik deliller ailesinin varlığından bahsetmek daha uygun olacaktır.(1)
Kelam alanında en çok ön plana çıkan delil "hudus" delilidir. "hudus, bir şeyin başlangıcı olması anlamına gelir." Bu da ateizmle çatışmaktadır. Çünkü ateizme göre evren ezelidir. O halde ateizm doğruysa evren ezeli, teizm doğru ise evrenin bir başlangıcı olmak zorundadır. Ben evrenin bir başlangıcı olduğuna inanıyorum, işte bu da delileri:
1- Evrenin ezeli olma durumu, evrenin bir geçmişinin olmadığı çelişkili bir sonuç yaratır. Örnek: Bundan 1000 yıl öncesi geçmiş olamaz, çünkü geçmiş ezelidir.
2- Entropi yasası evrenin ezeli olma durumunu çürütür.
2.1- Evrendeki entropi geri çevrilemeyecek şekilde sürekli artmaktadır.
Buna göre evrende bir gün termodinamik denge oluşacak ve ısı ölümü yaşanacaktır. Kısacası evren ebedi değildir, bir sonu vardır. Geçmiş zaman sonsuz olsaydı, şu anda evrende termodinamik dengeye gelinmiş olması ve hareketin durmuş olması gerekirdi. Şu anda hareketin devam ettiğine tanıklık etmekteyiz. Demek ki evren sonsuzdan beri var olamaz; demek ki evrenin bir başlangıcı vardır.(2)
3- Big Bang teorisi evrenin ezeli olma durumunu çürütür.
3.1- Bu teoriye göre evren 13,8 milyar yıl önce evren çok sıcak ve yoğun bir noktacık olarak başlamış, daha sonra sürekli genişleme sürecinde bu sıcaklık ve yoğunluk düşerken galaksiler, yıldızlar ve gezegenler oluşmuştur ve bu süreç hâlâ devam etmektedir.
- Bunlarda teizmin ateizme göre daha başarılı cevaplar verdiği anlamına gelir.
Bunu bir çok insanın kabul edeceğini düşünüyorum ve buna karşılık bazı ateistlerin yeni argümanı şu olabilir, "evren hiçlikten çıkmış olamaz mı?" Olamaz, çünkü kendiliğinden hiç bir maddenin dış bir güç olmaksızın çıktığını gözlemlemedik.
YASALARIN VARLIĞINA DELİL
"Neden kaos değil de doğa yasaları var?" sorusunu atlayıp, çalışmalarını gerçekleştiren bir çok kişi vardır. Fakat bu soru, bir çok yönden ele alınması gereken bir sorudur. Bana kalırsa teizm bu soruya, ateizme göre kesinlikle daha iyi cevaplar veriyor.
Buna örnek vermem gerekirse, atomlarla ilgili bilimsel tarifi örnek olarak verebilirim. Bunlar bize atomun proton, nötron gibi parçacıklardan, bu parçacıkların ise kuark isimli parçacıklardan oluştuğu bilgisini verir.(2)
Fakat bu, neden kaos değil de doğa yasaları var? gibi soruların cevabı değildir. Evrendeki yasaları açıklama konusunda deneysel ve gözlemsel bilimin dışına çıkıp felsefi düşünmeye yaslanmamız her yönden daha mantıklı bir karar. Ancak bu şekilde evrendeki yasaları açıklayabiliriz. Bu konuda açıklama yapan iki görüş vardır, teizm ve ateizm. Ben burda teizm savunuculuğu yaptığım için onun lehine argümanlar suncam.
Argümanlar şöyle;
Her şeye gücü yeten bir tanrı modeli, yasaların varlığını ateizme göre daha iyi açıklar. Çünkü evrende bir yasa olması zorunlu değildir ve evrende bir yasa vardır, bu da bir tanrının evreni yaratma olasılığının daha yüksek olduğu anlamına gelir. Yasaların olamasına örnek verecek olursam, örneğim şu olurdu: aniden evinize bir araba ışınlanabilir yahut evinizdeki bir eşya uzay boşuğuna öylesine gidebilirdi ve bu durumlar evrenin farklı yerlerinde, farklı şekilde yani çelişkili bir şekilde işleyebilirdi.
Bunada örnek verecek olursam: Evimize bir araba ışınlaıyor fakar aynı türde bir eve araba ışınlanmıyor. Bu da bir yasanın olmadığı çelişkili durumlar yaratıyor.
Bu durumda en rasyonel seçenek evrenin bir yasa koyucusu olmasıdır. Bunun dışında vereceğim argüman şudur:
Evrendeki farklı bölgelerde aynı yasalar vardır. Bu da yasalar arasında bir çelişki yaratmaz.
HASSAS AYAR ARGÜMANI
Evrendeki hassas ayardan bahsetmesek olmazdı diye düşünüyorum. Peki ne bu hassas ayar argümanı diye soracak olursanız, size şöyle özetleyebilirim; Hassas ayar argümanı, evrendeki yasaların ne denli hassas ve ince bir şekilde yaratıldığını bize açıklar.
Bu hassas ayarlara örnekler verecek olursam verecek örneklerim şunlar olurdu:
1- Evrende canlılığın oluşabilmesi için proton ve elektronun kütleleri mevcut şekilde olmalıdır. Eğer protonun kütlesinin elektronun kütlesine oranı 1836/1 oranında olmasaydı, canlılığı mümkün kılan uzun moleküller oluşamazdı.
2- Protonlar ve elektronlar çok farklı kütlelerine karşın elektrik yükleriyle birbirlerini dengeler. Eğer bu denge sağlanmasaydı canlılık için gerekli atomlar oluşamayacaktı. Elektronun elektrik yükü biraz farklı olsaydı yıldızlar oluşamazdı ki bu da bizim var olmamamız demektir.
3- Güçlü nükleer kuvvet çekirdekteki proton ve nötronları bir arada tutar. Bu kuvvet biraz daha zayıf olsaydı, hidrojen dışında hiçbir atom, dolayısıyla canlılık oluşamazdı.
4- Zayıf nükleer kuvvet biraz daha güçlü olsaydı, Big Bang’de çok fazla hidrojen helyuma dönüşürdü. Eğer bu kuvvet biraz daha zayıf olsaydı, yıldızlardaki ağır elementlerin oluşumu olumsuz etkilenecekti ve canlılık oluşamayacaktı.
5- Elektromanyetik kuvvet daha şiddetli olsaydı kimyasal bağların oluşumunda sorun çıkardı. Eğer daha zayıf olsaydı da kimyasal bağların oluşumu sorunlu olurdu ve canlılık için mutlak gerekli olan karbon ve oksijen atomları yetersiz kalırdı.
6- Çekim kuvveti daha şiddetli olsaydı, tüm yıldızlar bu kuvvetin gücüne direnemeden karadeliklere dönüşürdü. Eğer daha zayıf olsaydı, ağır elementleri oluşturacak yıldızlar oluşamayacaktı. Her iki durumda da canlılık mümkün olamazdı.
7- Hayat için gerekli atomlardan en önemli ikisi karbon ve oksijendir. Bu atomlardan karbonun oksijen atomunun rezonansına oranı daha yüksek olsaydı canlılık için gerekli oksijen yetersiz olurdu. Eğer mevcut olan olağanüstü hassas oran daha düşük olsaydı canlılık için gerekli karbon yetersiz olurdu.
8- Hayat için büyük önemi olan karbon ve oksijen atomlarının oluşumu rezonans seviyelerine bağlı olduğu gibi, helyum atomunun rezonansına da bağlıdırlar. Helyumun rezonansı yüksek olsaydı yaşam için gerekli karbon ve oksijen miktarı yetersiz olurdu, eğer helyumun rezonansı düşük olsaydı yine yaşam için gerekli karbon ve oksijen miktarı yetersiz olurdu.
9- Nötronların mevcut kütlelerinden daha az veya daha fazla kütleye sahip olmaları durumunda da canlılığın oluşumunu olanaklı kılacak süreçler gerçekleşemezdi.
10- Zayıf nükleer kuvvet, güçlü nükleer kuvvet, elektromanyetik kuvvet ve yerçekimi kuvvetinin belli hassas ayarlamalar gözetilerek yaratılmaları gerektiği gibi, birbirlerine göre uygun şekilde de yaratılmaları gerekmektedir. Bu hem galaksilerin ve yıldızların hem de tüm canlıların var olabilmesi için gerekli çok hassas bir dengedir. Bu hassas dengeye şöyle bir örnek verilebilir: Çekim kuvvetinin elektromanyetik kuvvete oranı sırf 1040’da 1 oranında bile değişseydi, yıldızların oluşumundaki olumsuzluklar canlılığın oluşumuna izin vermeyecek seviyede olurdu.(3)
Bu hassas ayarların hepsinin bir anda gerçekleşmesiyle canlılığın mümkün olduğunu görmeliyiz.
Olasılık hesapları açısından, bu tip durumlarda, bütün olasılıkların çarpımının, amacın gerçekleşmesinin olasılığını verdiğini unutmamalıyız. Örneğin S sonucunun gerçekleşmesi ilk olarak milyarda bir, ikinci olarak katrilyonda bir, üçüncü olarak trilyonda bir olasılıklarının hepsinin gerçekleşmesine bağlıysa; S’nin gerçekleşme olasılığı “milyar x katrilyon x trilyon’da bir”dir. Bunlar da göstermektedir ki modern bilimle son dönemde ortaya çıkan veriler, tarih boyunca tasarım delili ile ortaya konan anlayışla uyumludur. Canlılığın varlığı, birkaç olasılıktan birine bağlı basit bir olasılıkla ifade edilemez; canlılığın varlığı için gerekli çok basit bir ön şart, örneğin sırf 10. maddedeki şart bile 1040’ta 1 olasılığa denk gelmektedir ki bu olasılık “trilyon x trilyon x milyar x on milyonda bir” demektir.
Böyle bir olasılığın ne demek olduğunu şöyle bir örnekle anlatmaya çalışayım: Dünya’nın çöllerinde, plajlarında ve okyanuslarında var olan bütün kum tanelerinin içine bir tek kum tanesini sakladıktan sonra, tüm bu kumlardan rastgele bir şekilde bir kum tanesi çeken kişinin, saklanan tek kum tanesini bulma olasılığı bile 1040’ta 1 olasılıktan çok daha yüksektir. Üstelik 1040’ta 1 olasılık, mevcut yüzlerce hassas ayardan sadece birisini göstermektedir. Bu veriler evrende sıradan bir düzen değil, olağanüstü bir düzen olduğunu göstermektedir. Doğa yasalarının tasarımı derken, sadece bu yasaların ve maddeye içkin özelliklerin hassas ayarları anlaşılmamalıdır; bu yasaların ve maddedeki özelliklerin varlıkları da tasarımı gösterir: Sadece protonun kültesinin elektronun kütlesine oranı değil, protonun ve elektronun varlıkları da tasarımı gösterir; çekim kuvvetinin elektromanyetik kuvvete oranının yanında çekim kuvvetinin ve elektromanyetik kuvvetin varlıkları da tasarımı gösterir. Bu yasalardan ve maddedeki özelliklerden birinin bile olmaması durumunda canlılık oluşamazdı. Örneğin Pauli Dışarlama İlkesi’ne göre atom-altı dünyada oluşumlar gerçekleşmeseydi, kompleks bir kimyanın oluşmasını sağlayacak atomlar oluşamazlardı. O zaman şu 10 maddede verilen örnekler gibi doğa yasaları ve maddenin özellikleri de tasarımı gösterir:
1- Çekim kuvvetinin varlığı.
2- Elektromanyetik kuvvetin varlığı.
3- Güçlü nükleer kuvvetin varlığı.
4- Zayıf nükleer kuvvetin varlığı.
5- Madde ve enerjinin birbirlerine dönüşebilmeleri.
6- Pauli Dışarlama İlkesi’nin varlığı.
7- Protonun varlığı ve belirli bir süre varlığını koruması. (Pion ve müon gibi bazı parçacıkların ömrünün bir saniyeden çok kısa olduğunu hatırlayalım.)5
8- Elektronun varlığı ve belirli bir süre varlığını koruması.
9- Nötronun varlığı ve belirli bir süre varlığını koruması.
10- Kuantizasyon İlkesi’nin varlığı.(3)
FİZİKSEL SÜREÇTE HASSAS AYARLAR
Pekâlâ, maddî evren aynı doğa yasalarıyla var olabilirdi ve içinde hiçbir canlı oluşmayabilirdi.
Doğa yasaları ile sabitler maddeye içkin özelliklerle ilgilidir, bu başlıkta ele aldığımız “fizikî süreçlerdeki hassas ayarlar” ise maddeye içkin özelliklerle alakalı değildir ve onların da belli bir hassas ayarla oluşumu canlılık için olmazsa olmaz şartlardandır. Natüralist-ateist çizginin Dawkins ve Monod gibi temsilcileri, canlılar ile beraber tüm varlığın,
doğa yasalarından kaynaklanan “zorunluluk” ve bu yasaların işlediği maddî dünyadaki oluşumlardaki “şans” (tesadüf) faktörünün bileşimi ile açıklanabileceğini savunurlar. 6 Önceki başlıkta “doğa yasalarının ve sabitlerin hassas ayarı” ile “zorunluluk” denen alanın ancak bilinçli bir tasarımla açıklamasının yapılabileceğini göstermeye çalıştık; bu bölümde ise Monod ve Dawkins’in “şans” olarak gördüklerinin açıklamasının da ancak bilinçli bir Kudret’in tasarımıyla yapılabileceğini göstermeye çalışacağız. Evrendeki fizikî oluşumlar da çok hassas ayarları içermektedir, modern bilimin bulgularıyla ortaya çıkan bu hassas ayarlara şu 10 örneği verebiliriz:
1- Evreni meydana getiren patlama (bu mecazi ifadeyle evrenin başlangıcında bir arada olan maddenin ayrılmasını kastediyorum) biraz daha şiddetli olsaydı, evrendeki tüm madde dağılırdı; eğer patlama biraz daha yavaş olsaydı, bütün madde hemen kapanacaktı. Her iki durumda da ne galaksiler ne yıldızlar ne Dünyamız ne de canlılar oluşurdu. Patlamanın galaksileri, yıldızları, Dünyamızı ve canlıları oluşturacak şekilde olmasının olasılığı, havaya atılan bir kalemin, defalarca sivri ucu üstünde durmasının olasılığı kadar bile değildir.
2- Evrenin başlangıçtaki homojen yapısı da galaksilerin oluşmasının bir şartıdır. Başlangıç homojenliğindeki ufak bir azalma galaksilerin oluşmasına izin vermeyecek ve tüm maddenin karadeliklere dönüşmesi sonucunu doğuracaktı. O zaman da biz var olamayacaktık.
3- Evrende entropi sürekli artmaktadır. Bu ise evrendeki başlangıç anında çok düşük entropili bir başlangıcın olması gerektiği anlamını taşır.
4- Big Bang’den sonra açığa çıkan protonlar ile anti-protonlar ve nötronlar ile anti nötronlar birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için proton sayısının anti-protonlardan ve nötron sayısının anti nötronlardan çok olması gerekiyordu ve öyle olmuştur.
5- Evrende canlılığın oluşabilmesi için proton, nötron ve elektronların kendi anti-maddelerinden daha fazla olmaları gerektiği gibi, birbirlerine göre belirlenmiş oranlarda yaratılmış olmaları da gerekmekteydi ve de öyle olmuştur.
6- Dünyamız Güneş’e daha uzak olsaydı, yaşama olanak tanımayan soğuk ve buzullarla karşı karşıya kalırdık. Eğer Güneş’e daha yakın olsaydık, yeryüzündeki su buharlaşır ve yaşam mümkün olmazdı. Bunun olasılığı önceki birçok olasılık kadar düşük olmasa da, Dünyamızı canlılığın oluşması açısından özel kılan birçok olasılığın hepsi göz önünde bulundurulunca, bunların hepsinin oluşma olasılığı da oldukça düşük gözükmektedir.
7- Dünyamızın çevresindeki manyetik alan da çok özel olarak ayarlanmıştır. Eğer bu manyetik alan daha güçlü olsaydı, Güneş’ten gelen canlılık için yararlı ışınları da engelleyebilirdi. Eğer bu manyetik alan daha zayıf olsaydı, Güneş’ten gelen zararlı ışınlar yaşamın oluşmasına olanak tanımazdı.
8- Atmosferdeki karbondioksit oranı da yaşamı mümkün kılacak bir değerdedir. Karbondioksit daha fazla olsaydı sera etkisi oluşacaktı. Eğer daha az olsaydı bitkilerin fotosentez yapması mümkün olmayacaktı.
9- Atmosferdeki havanın solunabilmesi gibi önemli fenomenlerin gerçekleşebilmesi için havanın belli bir basınçta, akışkanlıkta ve yoğunlukta olması lazımdır. Atmosferin yoğunluğu ve akışkanlığındaki değişiklik var olmamamıza sebep olabilirdi.
10- Yaşam için bütün şartları yerine getiren Dünyamızın, yaratılma zamanı da yaşama tam uygun olarak seçilmiştir. Dünya eğer daha önce yaratılsaydı canlılık için gerekli ağır atomlar (karbon, oksijen gibi) yeterli miktarda bulunmayacaktı. Eğer Dünyamızın yaratılışı daha sonraya kalsaydı, Güneş Sistemimizi oluşturacak yoğunlukta hammadde kalmamış olacaktı.(3)
Argümanlarımız bunlardı ve bu argümanlara bakarak bile evrenin ne denli hassas bir ayarda olduğunu görmek gayet mümkün.
KUR'AN DELİLİ
Kur'an bana göre başlı başına Allah'ın varlığına bir delildir. İçindeki mucizeler ve ahlaki yasaların rasyonelliği beni epey etkilemiştir. O halde lafı uzatmayıp yazıya başlayalım.
RUM SURESİ
2. Yenilgiye uğratıldı Rûm.
3. Yeryüzünün en yakın/en alçak bir yerinde. Ama onlar yengilerinin ardından galip duruma geçecekler,
4. Birkaç yıl içinde. İş/oluş/hüküm, önünde de sonunda da Allah'ındır. Onların galibiyet gününde müminler ferahlayacaklar,
(Rum Suresi 2,3 ve 4. Ayetler.)
Bu ayette göründüğü gibi bir savaştan habsediliyor ve bu savaş Roma İmparatorluğu ve Sasani İmparatorluğu arasında geçiyor. Ayette göre Roma yenilgiye uğratılıyor ve yenilgiden sonra Kur'an Roma'nın tekrar gaip geleceğini tahmin ediyor. Evet bu doğru bir tarihi bilgi ve tarihi kaynaklara da bakarsak bunu tastiklemiş olacağız. O zaman tarihi kaynaklara bakalım.
602 yılında gerçekleşen bir tahtı ele geçirme hadisesi dolayısıyla Sasani İmparatoru (Kisra) II. Hüsrev, Bizans İmparatoru Phocas'a, dostu olan İmparator Mauricius'u öldürüp tahtını gasp ettiği için savaş açar. Art arda gelen zaferlerle Phocas'ın 610'daki ölümüne rağmen II. Hüsrev, başa geçen Herakleios ile de savaşı devam ettirir. 613'te Antakya ve Şam, 614 yılında da Kudüs düşer ve 90.000 Hristiyan öldürülür. 615'te gelen saldırılarda Bizanslılar, ağır bir yenilgiyle Ürdün, Suriye ve Filistin'i Sasanilere terk eder. 618 yılına gelindiğinde ise Mısır, Sasani ordusu tarafından zaptedilir.
Devam eden savaşlarda Rumlar (Bizanslılar), topraklarını kaybetmeye devam eder. 617'de Zerdüşt Sasaniler,
Konstantinopolis'in karşısındaki Kalkedon'a kadar ulaşır. İmparator Herakleios,
"bütün şartları kabul etmek üzere bir barış yapmaya hazır olduğunu bildiren bir elçi gönderir";
ancak buna rağmen II. Hüsrev teklife aşağılama dolu bir cevap vererek reddeder.(4)(5)
Daha sonraki yıllarda Herakleios'un Perslere vurduğu başarılı saldırılar,
Müslümanlar arasında sevinçle karşılanır. Herakleios'un 622'den 626'ya kadar olan İran topraklarındaki seferleri,
Persleri savunmaya zorlayarak kuvvetlerinin tekrar hareket kazanmasına neden oldu.
Rivayete göre bu sıralarda sahabelerden Ebû Bekir, Mekkeli paganlardan biri olan Übey bin Halef ile bu olay üzerine 100 develiğine bahse girer.
Ancak Übey bin Halef, 625 yılındaki Uhud Muharebesi'nde Muhammed'in mızrağından aldığı bir yarayla ölür. Bunun sonucu olarak Ebu Bekir, 100 deveyi daha sonra Übey'in varislerinden alır.(6)
Şimdi karşımıza şöyle bir argümanla çıkabilirsizniz, "Bu ayet Roma'lıların Sasani'leri malup ettiği savaştan sonra inmiş olamaz mı? Olamaz, çünkü şöyle mantıksız bir durum oluşuyor,
Eğer bu ayet savaştan sonra inmiş olursa, o dönemdeki müslümanlar "bizle dalga mı geçiyorsun? Savaş bittikten sonra bu ayet indi." derlerdi. Ama böyle bir şey yaşanmadı.
Bu da demektir ki bu ayet Allah'ın var olduğuna kesin bir delil.
TEBBET SURESİ
1. Elleri kurusun Ebu Leheb’in; zaten kurudu ya!
2. Ne malı kurtardı onu ne de kazandığı.
3. Alevli bir ateşe yaslanacaktır o;
4. Karısı da, odun hamalı olarak.
5. Gerdanında bir ip olacaktır onun, en sağlam fitillisinden...
(Tebbet Suresi)
Ayette açıkça Ebu Lehebin ve karısının ceheneme gideceğini söylüyor. Bu da Ebu Leheb ve karısının asla müslüman olmıyacağı anlamına geliyor. Eğer Ebu Leheb ve karısı müslüman olsaydı, bu ayet gerçekçiliğini kaybederdi veyahut Ebu Leheb ve karısı münafık olsalardı, bu ayet gerçekçiliğini kaybetmez ama Ebu Leheb ve karısı insanları kandırıp, Kur'ın hatalı bir kitap olduğunu insanlara gösterebilirdi. Heleki Hz. Ömer gibi döneminin zalim bir müşriği bile mülüman olmuşken, Ebu Leheb ve karısının müslüman olma ihtimali gayette vardı.
FETİH SURESİ 1,18 ve 20. AYETLERİ
1. Şu bir gerçek ki, biz sana apaçık bir fetih nasip ettik.
18. Yemin olsun, Allah müminlerden, o ağacın altında sana bey'at ettikleri sırada hoşnut olmuştur. Onların gönüllerindekini bilmiş, üzerlerine huzur ve sükûn indirmiş ve kendilerine yakın bir fetih nasip etmiştir.
20. Allah size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaat etti. Şunu da size aceleden verdi ve insanların ellerini de sizden uzak tuttu ki bu, inananlara bir ibret olsun ve Allah sizi dosdoğru yola kılavuzlasın.
(Fetih suresi 1,18 ve 20. ayetler)
Bu ayetlere bakarsak Kur'an bir fetihin gerçekleşeceğini ve bu fetihin yakın bir zamanda gerçekleşeceğini tahmin ediyor.
Şimdi yakın bir zamanda bir savaş çıktığı ne malum diyebilirsiniz.
Doğru ama yakın bir zamanda bir savaş çıkmasaydı döneminin müslümanları Muhammed Peygamber'e "Ey Muhammed bu savaş ne zaman olacak?"demez miydiler? İnanın ki derlerdi.
RAHMAN 24 ve NELM 88. AYETLER
24. Denizde koca dağlar gibi akıp giden o görkemli gemiler de O'nundur.
(Rahman Suresi 24. Ayet)
88. Sen dağlara bakar da onları donuk-durgun görürsün. Oysaki onlar, bulutların dolaştığı gibi dolaşmaktadır. Her şeyi güzel ve yerli yerinde yapan Allah'ın sanatıdır bu! Yaptıklarınızdan gereğince haberdardır O!
(Nelm 88. Ayet)
Bu iki ayette açıkça dağların hareket halinde olduğu geçiyor ve gerçekten de bu böyle. Dağların bu hareketi, üzerinde bulundukları yer kabuğunun hareketinden kaynaklanır. Yer kabuğu kendisinden daha yoğun olan manto tabakası üzerinde adeta yüzer gibi hareket etmektedir.
İlk olarak 20. yüzyılın başlarında Alfred Wegener isimli Alman bir bilim adamı, yeryüzündeki kıtaların Dünyanın ilk dönemlerinde bir arada bulunduklarını, daha sonra farklı yönlerde sürüklenerek birbirlerinden ayrılıp uzaklaştıklarını öne sürmüştü.
MUMİNUN 12, 13 ve 14. AYETLER
12. Yemin olsun ki, biz insanı topraktan oluşan bir özden yarattık.
13. Sonra onu çok dayanaklı bir karargâhta bir damlacık yaptık.
14. Sonra o damlacığı bir alak (embriyo) halinde yarattık, sonra o alakı (embriyoyu) bir et parçası halinde yarattık, sonra o et parçasını bir kemik halinde yarattık ve nihayet o kemiğe de bir et giydirdik. Sonra onu bir başka yaratılışta yeniden kurduk. Yaratıcıların en güzeli Allah'ın kudret ve sanatı ne yücedir!
(Muminun 12, 13 ve 14. Ayetler)
Bu ayete göre insanın oluşum evrelerini görüyoruz ve Kur'an bu oluşum evrelerini tamamen doğru tahim ediyor.Ayeti biraz daha ayrıntılı incelersek; embriyoyu bir et halinde yarattık diyor. Ardından et parçasını bir kemik halinde yarattık diyor ve hemen ardından kemiğe tekrar bir et giydirdik diyor. Sıralamamız et, kemik, et. Şöyle ki bu yakın tarihe kadar bilinen bir şey değidi ve açıkça Kur'an yıllar önceden insanın oluşum evrelerini tahmin ediyor.
NUR 40. AYET
40. Engin denizdeki karanlıklara da benzerlik var. Üst üste dalgaların kapladığı bir deniz. Daha üstünde de bulutlar var. Birbiri üstüne karanlıklar... Elini çıkarsa göremeyecek halde. Allah'ın ışık vermediği kişiye hiçbir ışık bulunamaz.
(Nur 40. Ayet)
Denizin dibi gerçekten zifiri karanlıktır fakat bu karanlık ortalama olarak 1 kmden sonra ortaya çıkar. O dönemde tüp kullanmadan oraya kadar inmiş bir insan olabileveğini düşünmüyorum açıkçası. Ve Kur'an tekrardan ve tekrardan bile başka durumu da tahmin etti.
ENAM 125. AYET
125. Allah, iyiye ve güzele götürmek istediğinin göğsünü İslam'a açar. Saptırmak dilediğinin de göğsünü öylesine daraltıp tıkar ki, o, göğe yükseliyormuş gibi olur. Allah, iman etmeyenler üzerine pisliği işte böyle atıverir.
(Enam 125. Ayet)
Bizim işimize yarayacak olan söz "Saptırmak dilediğinin de göğsünü öylesine daraltıp tıkar ki, o, göğe yükseliyormuş gibi olur."
Bu ayette Allah bir örneklendirme yoluyla göğe çıktıkça basınç yüzünden nefes almak zorlaştığını anlatıyor.
NAHL SURESİ 68 ve 69. AYETLER
68. Ve Efendin dişi arıya vahyetti: "Dağlardan, ağaçlardan ve kovanlardan evler edin"
69. "Sonra, her çeşit meyveden ye ve Efendinin planını aynen izle." Karınlarından, insanlar için şifa içeren çeşitli renklerden bir içecek çıkar. Düşünen insanlar için bunda bir işaret vardır.
(Nahl suresi 68 ve 69. ayetler)
Bu ayette dişi arının görevlerinden bahsediyor. Bizi ilgilendiren kısım, bu görevleri dişi arıya bahşetmesi olacak. Gerçektende bu işleri sadece dişi arılar yapar ve erkek arının tek görevi üremekdir.
ZARİYAT 47. AYET
47. Göğe gelince, onu biz ellerimizle kurduk. Hiç kuşkusuz, biz, genişleticileriz. Bu ayette açıkça evrenin genişlemesinden bahsediliyor ve evren gerçekten de genişliyor.
Sonuç olarak hayla inanmıyor musunuz gerizekalı salaklar!
Şaka bir yana, sonuç olarak, gerek evrenin kökeni, gerekse fiziksel yasaların hassas ayarı ve Kur'an'daki bilimsel mucizeler, teizmin güçlü bir şekilde savunulabileceğini gösteriyor. Tüm bu deliller, evrenin rastlantısal bir oluşum olmadığını ve arkasında bilinçli bir yaratıcı olduğunu işaret ediyor."
KAYNAKÇA
1,. Mehmet S. Aydın, Din Felsefesi
2 CANER TASLAMAN / ALLAH’IN VARLIĞININ 12 DELİLİ
3 Evrenin Fiziki Yasaları, Sabitleri ve Süreçlerindeki Hassas Ayarları Bize Ne Söylüyor? – Caner Taslaman
4 Kaegi, Walter (27 Mart 2003). Heraclius, Emperor of Byzantium.
5 Kaegi, Walter (27 Mart 2003). Heraclius, Emperor of Byzantium.
6 "Hz. Ebû Bekir'in Ubey bin Halef ile Bahse Girmesi".
Böyle devam Ali baya açıklayıcı ve özenli olmuş tebrik ederim
YanıtlaSilDostum çok güzel ve anlamlı bir yazı olmuş başka konulardada fikirlerini bekliyorum. :)
YanıtlaSil